Kırmızı Camdaki İstanbullu Masumlar Kaderindir

Son zamanlarda koca ülkedeki dizi furyası, insanların psikolojik/psikiyatrik mahremlerinin paylaşımının, “izni alınmış bile olsa”, yayınlanmasının mesleki etikle bağdaşmayacağı ve daha önemlisi de bu “hastalık” hikayelerinin toplumsal ahlak ve ruh sağlığına ciddi zararlar vereceği gerçeğidir.

Maalesef bu furya bir psikiyatrın yazdığı kitapların televizyona uyarlanıp, “Gerçek yaşam öyküsünden uyarlanmıştır.” ibaresi ile deşifrenin de deşifresinin yapıldığı kitaplardan başlıyor yolculuğuna. Düşünün ki siz psikiyatrik/psikolojik destek amaçlı bir psikiyatra gidip yardım alıyorsunuz. Geçmişte yaşadığınız tüm mahremiyetinizi açıyor ve umut ediyorsunuz ki iyileşesiniz. Ama, eğer izin alınmışsa, size gelinip hikayenizin çok ilginç olduğu ve kitaplaştırılması isteği iletiliyor. Zaten geçmişten yaralı olan psikolojinizle yazılıp yayınlanabileceğini söylüyorsunuz.

Hayaller kuruluyor, üstü kapalı meşhur olacaksınız, insanlar hikayelerinizden ibret alıp hayatlarını ona göre şekillendirecekler ya, çok mutlusunuz. İmzalar atılıyor, kitaplar yazılıyor hatta alıp okuyorsunuz. Adınızı görmeseniz de (isimlerin gerçek olmadığını varsayıyorum.) karakterinizi hemen tanıyorsunuz. Sizi ve ailenizi tanıyanlar da kitapları okuyup yazarın eklediği ya da çıkardığı olayları tespit etmekle meşgul.

Yazar ve yayınevi mutlu, çünkü ülkedeki psikolojik vakaların, insanlar tarafından, çevresindeki kişilerle bağdaştırılıp benzetildiği gerçeğini hiçe sayıp, satışları ve ticari amaçlarını gerçekleştirmekle meşguller.

Dedim ya bu bir furya… Yani geçici bir durum. Ama etkilerini tam anlamıyla kestirmek mümkün değil. Ülkedeki “bekaret korsesi” satışlarını bir araştıran kişi dizilerin toplum üzerindeki etkisini ve yolun sonunun nereye gittiğini az da olsa tahmin edebilir.

Malumdur ki bu ülkede son 15-20 yılda “Mafya”, “Her suçluyu yakalayan polis”, “Kendini tıp bitirmiş sanan” kişilerde bir artış vardı. Daha eskiye gidersek “Herkes aşık olmak zorunda, sevdiğine ölmek/öldürmek pahasına sahip çıkmak zorunda” anlayışı hakimdi. Az daha geriye gidersek “Annene, bacına, abine, babana, amcana asla güvenme” telkini insanlara yerleştirildi.

Bundan sonraki 15-20 yıl içinde de “Temizlik takıntısı olan kibirliler”, “Bekaret de neymiş” diyen ahlaksızlar, belki de babası bisiklet almadı diye “hayattan intikam alan” kronik suçlular vb karakterler görebiliriz ve bunun sorumlusu günümüzdeki, Prof. Dr. Nevzat TARHAN’ın tabiriyle “Evin açık kapısı, televizyon” aracılığı ile dayatılan dizilerdir.

İnsan psikolojisinde müthiş bir savunma sistemi vardır: Rasyonalizasyon (elindeki delili, inandığı şeye aykırı olsa bile, inandığı şeye uyarlamak suretiyle mantığına uydurmak). İnsanlar şu anki dizileri izleyerek yaptıkları yanlışları rasyonalize etmeye çoktan başladılar ve şahit olarak da dizi yazarlarını ve karakterlerini hatta dizi hayranlarını gösteriyor.

Neyse ki tehlikenin farkında olan ve gelecek neslin psikolojik ve sosyal sağlığını önemseyen duyarlı izleyici gördüğü toplumsal değerlere aykırı sahneleri RTÜK’e şikayet ederek ceza almalarını sağlıyor. Her ne kadar toplumun psikolojik sağlığını bozmak pahasına kazandığından daha düşük meblağlar olsa da aynı suçtan alınacak yeni cezaların bir üst kademede olacağını umarak şikayet etmeye devam ediyoruz. Bunun için RTÜK’ün mobil uygulamasını kullanarak bir kaç dakika içerisinde gördüğünüz tüm uygunsuz sahneyi şikayet edebilirsiniz.

Android için: RTÜK Mobil – Google Play’de Uygulamalar

iOs için: ‎RTUK Mobil on the App Store (apple.com)

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir